Merhaba Taksitleev ziyaretçileri! Günümüzün konusu: “Bilim öznel midir”. Hazırsanız başlayalım!
Bilim Öznel Midir? Aşağıdan Bakınca Daha İyi Görünüyor
Hadi gelin, şöyle bir düşündüm de… Bilim öznel midir? Hani şu kesin sonuçlar, şu testler, şu formüller… Bizim “bunu doğru bildiğimi biliyorum” tarzı güvenli dünyamızın temellerini sarsan bir soru bu. İzmir’de yaşıyorum, 25 yaşındayım, yani henüz olgunlaşmaya çalışan bir genç yetişkinim. Ama… içeride her şey fazlasıyla karışık, düşündükçe daha da karışıyor. Hayatımda her şeyin açıklaması olmalı diyen birisiyle takılıyorum ama aynı zamanda bu teoriyi sık sık sorguluyorum. Hani dedik ya, bilimi sorgulamak insanın işine gelmez. Gerçekten gelir mi?
Bunu düşündükçe bir kadeh çay alayım dedim. Çayı dökmeden biraz odaklanmaya çalışacağım, bakalım. Belki şimdi biraz daha netleşirim, kim bilir? Neyse, başlıyorum:
Bilim ve Objektif Gerçekler: Herkesin Kabul Ettiği Ama Kimsenin Gerçekten Anlamadığı Şeyler
Beni tanıyanlar bilir, genelde her şeye çok fazla kafa yorarım. Çevremdekiler ne kadar basit şeylerle ilgilenirse, ben orada daha derinlere inmeye çalışırım. Örneğin, geçen gün arkadaşım Haluk, “Bence bilim tamamen objektif bir şey, kesin sonuçlar var, o kadar!” dedi. Dedim, “Haluk, senin ‘kesin sonuçlar’ dediğin şey, bazen en çok hata yapılan alanlardan birisi.” Tabi, Haluk’un bunları anlayabilmesi için birkaç saat gerekiyordu, o yüzden konu orada kapandı.
Ama işin doğrusu şu: Bilim genelde kesin sonuçlar üretmeye çalışıyor. Ama bu sonuçları kim elde ediyor? İnsanlar. Evet, insan olmak işte. İnsanlık da bazen bilimin içine gözlüklerini, ruh halini, geçmişini ve bir de egosunu sokabiliyor. Hadi ama, bilim de her zaman kesin değil. Sadece en güvenilir seçenek, diğer şüpheli fikirlere göre daha inandırıcı, o kadar.
Bunu düşündükçe, bir süre önce “dünyanın yuvarlak olduğu” fikrini savunmanın hayatını kaybettiren bir zaman dilimine sahip olduğumuzu hatırladım. Ama öyle ya da böyle, şimdi herkes kabul ediyor, değil mi? Ama ya birileri 500 yıl sonra, “Dünya düz olabilir, çünkü yeni bir model geliştirdik” dese, ne yapacağız?
Hadi, Biraz da Kendimi Anlatayım: Benim Bilimle Tanışmam
Beni yakından tanıyanlar, düşündükçe esprilerimin arttığını bilir. Çünkü bazen ciddiyetin bana göre bir yeri yok. Ama bilimle ilgili yazarken… Gerçekten kafam karışıyor. Hem bazen şüpheci oluyorum ama bir yandan da bilim insanlarının o kesin sonuçlarını kendime bir tür “gerçek” olarak kabul etmeye çalışıyorum.
İzmir’de bir gün, sabah erken, pazar kahvaltısında kalktım. Kadıköy’deki bir sahil kafe mi, neyse… Öyle bir ortam, öyle bir atmosfer. Şunu fark ettim: Bilimle ilgili şüphelerim var. Ama aslında bilim de her zaman deneye dayalı bir süreçtir, diyorum. Ve bir şekilde bu benim içsel savaşımı çözmeye yetiyor.
Çayımı alırken, biraz da kafa dağıtmak için telefonda bir blog yazısını okumaya başladım. Tabii ki, herkesin bilime dair ne kadar derinlemesine düşündüğünü, ya da düşünmediğini anlatan bir yazıydı. İçimden dedim ki: “Bu kadarla kalmayalım, biraz daha irdelerim.” Hadi bakalım, bu yazıyı hazırlayacağım. Hem yazarken bilimsel bakış açım da değişecek gibi hissediyorum.
Bilim ve İnsan Faktörü: Objektiflik Her Zaman Geçerli mi?
Şimdi, bilimsel sonuçların objektifliği üzerine düşünelim. Bu bana biraz da, bir yandan robot olmakla ilgili bir soruyu hatırlatıyor: Hani “bilim insanı robot gibi çalışmalı” deriz ya, ama sonuçta biz insanız. Ve bizim hislerimiz, ruh halimiz de düşüncelerimizi etkileyebiliyor. Madem insanlar bu kadar büyük bir rol oynuyor, o zaman bilim de öznel bir hale gelir mi?
Bir gün, başka bir arkadaşım olan Ahmet, bana şunu dedi: “Bak, bilimin amacı her zaman nesnel sonuçlar üretmektir. Gözlemler, deneyler, veriler… Hepsi bir araya gelir ve sonuç çıkar.” Tamam, kabul ediyorum. Ama neden her deneyin sonucu %100 doğru? Ya da neden bazı deneylerin sonuçları bir süre sonra değişiyor? Hangi nesnellikten bahsediyoruz?
Ahmet gülerek cevap verdi: “Bilim adamları hata yapmaz.” Ben de dedim ki: “Bir bilim insanı da ‘insan’ değil mi? Bir süre sonra, hepimiz fark ederiz, her şeyin bir yorumu olabilir.”
İç Sese Bir Kulak Verelim: Ne Diyor?
Bir de, her bilimsel teori bir bakıma bir “tahmin” gibi değil mi? Yani bir nevi “benim tahminim, büyük ihtimalle doğru olacak” gibi bir durum. Bu yüzden, bilimin öznel tarafları da var diyebilirim. Bakın şimdi biraz da iç sesimi dinleyelim, ne diyor?
“Beni dinleyin. Her şey tartışılır.”
“Ama bilimsel kanıtlar var, hani o kesinlik?”
“Hadi canım! O kesinlik de kimin gözünden bakıldığına göre değişir.”
Bunları düşündükçe, bir şeye daha takıldım: İnsanlar olguları nasıl algılar? Tamam, belli kurallar var, ama bir teori öne sürüldüğünde herkes aynı şeyi mi görecek?
Bir düşünün, diyelim ki bir teoriyi üç farklı bilim insanı ele alacak. Birisi gayet analitik bakacak, diğeri tarihi bağlamda değerlendirecek, öteki ise deneysel gözlemleri ön planda tutacak. Hepsi farklı sonuçlar çıkarabilir. Ne diyorsunuz, öznel değil mi?
Sonuç: Bilim Öznel Midir? İşte Cevap!
Kısacası, bilim, biraz bana göre öznel bir şey. Yani tam anlamıyla her şey bir kesinlik değil. Elbette bilimsel yöntemlerin sağlam bir temele dayandığını kabul ediyorum. Fakat unutmayın, bilimi oluşturacak olan insanlar da bizleriz, ve biz de sonuçları bazen farklı algılayabiliyoruz. Sonuçta hepimiz birer “insan”ız ve bu da bilimsel süreçleri ister istemez etkiliyor. Kim bilir, belki de 100 yıl sonra bilimin mevcut doğruları, yeni nesil bilim insanları için sadece “geçmişte kalan eski teoriler” olarak görülür.
O zaman şunu söyleyebilirim: Bilim, her ne kadar kesinmiş gibi gözükse de, bir tür öznel gözlemdir. Hem her şeyin evrimleştiğini, değiştiğini hatırlatırım. O yüzden, ben ve sen, biz hep birlikte bu kadar kesin olamayız. Hayat zaten ne kadar kesin ki?
Görüşürüz, ben şimdi bir kahve daha içip bu düşünceleri biraz daha sindireyim.
Değerli Taksitleev okurları, “Bilim öznel midir” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!