Peygamber Efendimiz Cebrail Aleyhisselam’a Sordu: Ey Cebrail, Hiç 7 Kat Semadan Yeryüzüne Korku ve Dehşet İçinde Hızlıca İndin Mi?
Herkesin bildiği gibi, Peygamber Efendimiz’in (SAV) hayatı, insanlık için sayısız dersle dolu. Birçok hadis, sadece dini anlamda değil, toplumsal yaşamda da derin anlamlar taşır. “Peygamber Efendimiz Cebrail Aleyhisselam’a sordu: Ey Cebrail, hiç 7 kat semadan yeryüzüne korku ve dehşet içinde hızlıca indin mi?” sorusu da işte bu derslerden biridir. Bu soru, hem ruhani bir anlam taşıyor hem de toplumsal yapıyı, bireysel yaşamı ve hatta toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi konuları sorgulamamıza neden oluyor.
Peygamber Efendimizin Sorusunun Derin Anlamı
Bu soru, ilk bakışta sıradan bir soru gibi görünebilir. Ancak, Peygamber Efendimiz’in bu soruyu Cebrail Aleyhisselam’a yöneltmesi, içinde büyük bir anlam barındırıyor. Çünkü bu soru, insanlık tarihinin en derin ve en zor anlarından birine işaret eder. Cebrail’in, Allah’tan gelen vahiyleri iletmek üzere yeryüzüne inişinden bahsediyor. O kadar hızlı, o kadar büyük bir gücün içinde… O kadar korku ve dehşet içinde. Bu durum, aslında tüm insanlığa bir uyarıdır: Zorluklarla karşılaştığınızda, korkularınızla yüzleşmek ve gücünüzü ortaya koymak gerekebilir.
Ancak günümüzde de, özellikle toplumsal cinsiyet ve çeşitlilik bağlamında, insanlar sıklıkla “korku ve dehşet” gibi duygularla karşı karşıya kalıyorlar. Farklı grupların, farklı yaşadıkları zorluklar ve sistemik eşitsizlikler üzerinden günlük yaşamlarında korkuları var. İşte bu noktada, Peygamber Efendimiz’in sorusu, bizlere çok daha geniş bir perspektiften bakma fırsatı sunuyor.
Toplumsal Cinsiyet ve Korku: Kadınlar ve Erkekler Arasındaki Farklar
Toplumda, kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlikler hala devam ediyor. Sokakta, toplu taşımada, işyerinde gördüğüm her küçük sahne, bu eşitsizliği pekiştiriyor. Bir kadın, gece saatlerinde yalnız başına yürürken, sürekli bir tehdit algısıyla yaşamak zorunda. Aklınızda hep “acaba bir şey olur mu?” düşüncesi yer eder. Oysa erkekler bu durumu yaşamazlar. Peygamber Efendimizin Cebrail Aleyhisselam’a sorduğu sorudaki korkuyu, bir kadın, sadece fiziksel değil, toplumsal olarak da hissediyor. Yıllardır süregelen cinsiyetçi normlar ve beklentiler, kadınların hayatında sürekli bir korku ve dehşet duygusu yaratabiliyor. Bu duygular, kadınların iş hayatındaki yerini, toplumsal rollerini ve hatta bedensel güvenliklerini bile etkiliyor.
İstanbul’da sabahları işe giderken gördüğüm sahneler çok çarpıcıdır. Kadınlar, kendilerini daha güvenli hissetmek için gruplar halinde yürürler ya da sürekli etraflarına dikkatlice bakarlar. Bir kadın, bir erkeğin arkasından bakıldığında bile, farkında olmadan bir korku hissi duyabiliyor. İşte bu, Cebrail’in yeryüzüne indirdiği korkunun bir yansıması gibi. Yalnızca fiziksel değil, zihinsel olarak da bir baskı, bir korku ortamı yaratılıyor.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Korkunun Kaynağı
Çeşitlilik ve sosyal adalet, toplumların en temel yapı taşlarındandır. Ancak ne yazık ki, pek çok kişi, kendi kimliğinden dolayı dışlanmışlık hissi ya da korku yaşıyor. Farklı etnik kökenlere, inançlara veya yaşam tarzlarına sahip insanlar, toplumda genellikle daha büyük bir korku ve şüpheyle karşılanır. Sokakta gördüğümüz, toplu taşımada yaşadığımız bu ayrımcılık, aslında daha büyük bir eşitsizlik sisteminin parçasıdır. Birini “farklı” olarak görmek, onu korkutmak ve ona karşı bir mesafe koymak, birçok kişi için normalleşmiş bir davranış haline gelmiştir.
Örneğin, bir arkadaşım, etnik kimliği nedeniyle sürekli olarak polis tarafından durduruluyor. Oysa bu arkadaşım, sadece farklı bir kültürden gelmiş birisi. Bu tür ayrımcılık, hem fiziksel hem de psikolojik bir korku yaratır. Yani toplumsal olarak, bireyler sürekli bir tehdit algısıyla yaşıyorlar. Peygamber Efendimizin Cebrail’e sorduğu “korku ve dehşet” duygusunu, bu insanları da kucaklayan bir şekilde günümüze uyarlayabiliriz. Farklılıklarımız üzerinden birbirimizi korkutuyor ve dışlıyoruz. Bu, toplumsal adaletin önündeki büyük engellerden biridir.
Sokakta, Toplu Taşımada ve İşyerinde Korku
Günlük hayatımda, bu korkuları çok sık gözlemliyorum. Toplu taşımada bir kadının yalnız seyahat etmesi ya da bir göçmenin durakta beklerken gerildiğini görmek, bana bu korku ikliminin nasıl yayıldığını gösteriyor. Her gün karşılaştığım bu küçük ama etkili anlar, bir toplumun ne kadar “güvensiz” hale geldiğini gösteriyor. Korku, yalnızca savaşlarda ya da doğal felaketlerde değil, aynı zamanda gündelik hayatın içinde, her an var. Ve bu korku, bireylerin sosyal ve fiziksel varlıklarını nasıl etkiliyor? İşte bu soru, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde cevaplanması gereken bir soru.
Sonuç: Korkunun Yenilmesi ve Sosyal Adaletin Sağlanması
Peygamber Efendimiz’in Cebrail Aleyhisselam’a sorduğu soru, bir yandan insanın içsel korkuları ile başa çıkmasını önerirken, diğer yandan toplumsal eşitsizliklere dikkat çekiyor. Korku ve dehşet, sadece fiziksel tehlikelerden değil, aynı zamanda toplumsal baskılardan ve ayrımcılıktan da kaynaklanabilir. Bunu fark etmek, herkesin kendini güvende hissedebileceği, çeşitliliğin ve eşitliğin sağlandığı bir toplum yaratma yolunda önemli bir adım olacaktır. Toplum olarak korkularımızı, eşitsizliklerimizi aşabilirsek, gerçekten adaletli bir geleceğe doğru ilerleyebiliriz.