Dil ile İkrar Şart Mı?
Eskişehir’de üniversite ortamında çalışırken, öğrencilerle sık sık tartıştığımız, bazen çok derinlemesine inmesek de “Dil ile ikrar şart mı?” sorusu, günümüzde hala kafamızı kurcalayan önemli bir konu. Çünkü, “Ağzımızdan çıkan sözler, gerçekten iç dünyamızı yansıtıyor mu?” diye kendimize sormaktan alıkoyamıyoruz. Birçok felsefi ve dini metinde bu konuda farklı görüşler var, ama herkesin kolayca anlayabileceği bir dilde, bu sorunun cevabını bulmak, bazen çok daha karmaşık olabiliyor. Hadi, bu konuda bir yolculuğa çıkalım ve dilin, düşüncelerimizi gerçekten yansıtıp yansıtmadığını inceleyelim.
İkrar Ne Demek, Kısaca Hatırlayalım
Öncelikle, “ikrar” kelimesini doğru anlamamız lazım. İkrar, bir şeyin doğru olduğunu, genellikle sözle kabul etmek, itiraf etmek anlamına geliyor. Yani, mesela bir suç işlendiğinde, suçlu kişi suçunu kabul ederse, buna “ikrar” denir. Peki, bu “ikrar” sadece dil ile mi yapılmalı? Yoksa başka yollarla, mesela eylemlerle de yapılabilir mi? Herkesin bildiği gibi, “Söz uçar, yazı kalır” diye bir deyim vardır. Ama bazen, söylenen bir sözün, eylemlerle ne kadar uyumlu olduğu daha önemli hale gelir. Mesela, biri size “Ben seni seviyorum” dediğinde, bu cümleyi sadece söylese de, sevgisinin gerçek olup olmadığı, davranışlarıyla anlaşılır.
Dil ile İkrarın Günlük Hayattaki Yeri
Birçok insan, bir konuda ikrar etmek için dilini kullanır. Bu, çok basit bir örnekle açıklanabilir: Diyelim ki bir arkadaşınıza “Bana 100 TL borcun var” dediniz. O kişi de size, “Evet, biliyorum, hemen vereceğim” dedi. Buradaki dilsel ikrar, aslında o kişinin size borcunu ödeyeceğini taahhüt etmesi gibidir. Ancak, eylemler devreye girmediğinde, yani borç ödenmediğinde, bu ikrarın geçerliliği kalır mı? İşte burada dil ile eylem arasındaki ilişki devreye girer. Hani bazen insanın “Ağzından bal damlar” deriz, ama eylemleriyle o kişi bir türlü doğruyu yapmazsa, bu sözlerin hiçbir kıymeti kalmaz. Yani, dil ile ikrar, tek başına yeterli olmayabilir.
İkrarın Felsefi Boyutu: Dil ve Gerçeklik
İkrarın, felsefi anlamda ne ifade ettiğini tartışırken, dilin gerçeği yansıtma gücüne de değinmek gerekir. Felsefede “Dil, gerçekliği oluşturur mu?” sorusu, aslında tam da bu noktada devreye girer. Yani, dil sadece var olan bir durumu açıklamak mı amaçlar, yoksa dil ile gerçekten bir şeyin varlığını kabul ederiz? Birçok filozof, dilin anlam yaratmada önemli bir rol oynadığını savunur. Örneğin, birisi “Ben bir araştırma yapıyorum” derse, bu sadece bir ifade değil, aynı zamanda o kişinin araştırma yaptığına dair bir ikrardır. Dil ile yapılan bu ikrar, kişinin gerçekliğini de şekillendirir. Hani, bazı insanlar vardır, sürekli “Ben çok başarılıyım” derler ama bir türlü o başarıyı göremezsiniz. Burada dil ile gerçeklik arasındaki uçurum başlar ve bu da insanları bazen yanıltabilir.
Eylem, Dilin Gerçekliğini Test Eder
Biraz daha somut örneklerle devam edelim. Diyelim ki bir insan size sürekli “Çok çalışıyorum” diyor. Ama her sabah ofise 10 dakika geç geliyor, öğle tatilini 2 saat uzatıyor ve akşamları sürekli sosyal medyada geziniyor. Burada dil ile eylem arasındaki uyumsuzluk oldukça belirgindir. Dil ile ikrar, eylemlerle test edilmeli. Çünkü gerçek anlamda bir ikrar, sözle değil, işte bu eylemlerle de desteklenmelidir. İnsanlar bazen “Evet, ben buna dikkat edeceğim” der, ama sonuçta hiçbir şey değişmez. Bu da dil ile eylem arasındaki kopukluğu gösterir. Eylemler, dilin gerçekliğini ve ciddiyetini test eder. Ne kadar çok söz söyleseniz de, yaptığınız işlerin ve davranışlarınızın arkasında durmadığınız sürece, o ikrarların kalıcılığı olamaz.
Dil ile İkrarın Toplumsal Boyutu
Bir de işin toplumsal yönü var. Biz insanlar, toplumsal varlıklarız ve dil, toplumsal etkileşimlerin en önemli araçlarından biridir. Bu yüzden, toplumsal bir bağlamda ikrar etmek, sadece kişisel bir sorumluluk değil, aynı zamanda sosyal bir gerekliliktir. Mesela, “Toplumsal sözleşme” fikrini ele alalım. Devlet ile vatandaşlar arasında yapılan bu sözleşme, belirli hak ve yükümlülüklerin dil yoluyla kabul edilmesidir. Bu anlamda, dil ile ikrar, bir toplumun işleyişi için de çok kritik bir rol oynar. Yani toplumsal düzeyde de, insanlar bir şeylerin doğru olduğunu ve yerine getirilmesi gerektiğini kabul ettiklerinde, bu genellikle dil ile ifade edilir.
Bir diğer örnek, tabii ki seçimlerdeki vaatlerdir. Politikalarda dil ile ikrar o kadar önemli bir yer tutar ki, vaat edilen şeyler eyleme dökülmediğinde toplumda büyük bir güven kaybı yaşanır. Burada yine dilin gerçeği yansıtmaması, toplumsal düzeydeki büyük çalkantılara yol açar. “Sözde ikrar” ile “gerçek eylem” arasındaki boşluk ne kadar büyükse, toplumda o kadar büyük bir rahatsızlık olur. Çünkü dilin toplumdaki etkisi, eylemlerle şekillenir. Bir kelime ile başlar, fakat eylemle sürdürülebilir olmalıdır.
Sonuç: Dil ile İkrarın Şart Olup Olmadığı
Görünen o ki, “Dil ile ikrar şart mı?” sorusunun cevabı karmaşık. Evet, dil ile ikrar birçok durumda çok önemli bir araçtır. Ama bu ikrar, sadece sözle değil, eylemlerle de desteklenmelidir. Dil, sadece gerçeği açıklamakla kalmaz, bazen onu inşa eder ve şekillendirir. Ancak, sözün ötesine geçmek ve eylemlerle doğrulamak, bir şeyin gerçekten kabul edildiğinin ve ciddiyetle gerçekleştirildiğinin göstergesidir. Yani, sadece dil ile ikrar yeterli değil, eylemlerle de desteklemek gerek.